Gökyüzü ile yeryüzünün birleştiği noktadaki insan. - DieHaber.ComDieHaber.Com

24 Haziran 2021 - 15:21

Gökyüzü ile yeryüzünün birleştiği noktadaki insan.

Sahip olduğumuz nimetlerin farkında mıyız? Ruhumuzun enerjisini en pozitif halinde, en yüksek modda tutmak bizim elimizde bunun bilincinde miyiz? Eskiler ne der; iyilik yap, iyilik bul kim kazanmış kötülükten kinden nefretten, böylece bizi en güzel yardımlaşma haline yani diğerkâmlığa, alturizme iterler. Ayrıca bütün dinlerin çıkış kaynağıdır sevgi. Ruhu sevgi ile dolu olandır güzel insan. Ana kaynak olarak kabul edilen sevgi için Yunus Emre ne der; Yaratığı seveceksin Yaradan’dan ötürü. Yani her zaman pozitif duygular içinde olmaya çabalamamız gerekir, bunu nasıl yapacağız. Biraz müzik dinleyerek, serotonin yani mutluluk hormonu içeren gıdalar yiyerek. Şimdi tam zamanı şartlar uygunsa en iyi serotonin kaynağı güneş altında dolaşarak. En iyi rehabilite, terapi kaynağı denize tuzlu suya girerek, en berrak gecelerde gökyüzü yıldızlar izlenerek. Ve tabii beynimize yatırım yapmak için kitap okuyarak, belki hepsi bir arada olacak şekilde denize yakın kültürel geziler ile antik şehirler gezerek.

Gökyüzü ile yeryüzünün birleştiği noktadaki insan.
Son Güncelleme :

09 Haziran 2021 - 14:26

Sahip olduğumuz nimetlerin farkında mıyız? Ruhumuzun enerjisini en pozitif halinde, en yüksek mod da tutmak bizim elimizde bunun bilincinde miyiz? Eskiler ne der; iyilik yap, iyilik bul kim kazanmış kötülükten, kinden, nefretten. Böylece geleneklerimiz, ananelerimiz bizi en güzel yardımlaşma haline yani “diğerkâmlığa, altruizme iterler. Ayrıca bütün dinlerin çıkış kaynağıdır sevgi. Ruhu sevgi ile dolu olandır güzel insan. Ana kaynak olarak kabul edilen sevgi için Yunus Emre ne der; Yaratığı seveceksin Yaradan’dan ötürü. Yani her zaman pozitif duygular içinde olmaya çabalamamız gerekir, Bunu nasıl yapacağız peki? En başta güzel ve tam kıvamında, uygun şartlarda uyku uyuyarak yani melatonin hormonumuz ile beynimizi temizleyerek. Biraz kaliteli müzik dinleyerek, serotonin yani mutluluk hormonu içeren gıdalar yiyerek. Şimdi tam zamanı şartlar uygunsa en iyi serotonin kaynağı güneş altında dolaşarak. En iyi rehabilite, terapi  kaynağı denize, tuzlu suya girerek, en berrak gecelerde gökyüzünü, yıldızları izleyerek. Ve tabii beynimize yatırım yapmak için kitap okuyarak, belki hepsi bir arada olacak şekilde denize yakın kültürel geziler ile antik şehirler gezerek.

Klasik yunan mitolojisini duymayan, bilmeyen yoktur. Anlatılan mitolojik hikâyelerin genellikle Kuzey egede Truva şehrinden başlayarak, güneyde Akdeniz şehri Antalya ya kadar gezilen antik şehirlerde en yoğun olarak geçtiği düşünülür. O bölgelerde Arkeolojik kalıntıların, mitolojik karakterleri de kapsayan tarihî eserlerin bulunduğu müzelerde, eğer rehberle gezdi iseniz mutlaka mitolojik hikâyeleri dinlemişsinizdir. Kültür Bakanlığı Türkiye’de turizmi teşvik etmek amacıyla sırası ile 2018 yılını Troia, 2019 yılını Göbeklitepe ve 2020 yılını ise Patara yılı olarak ilan etmişti. 2020 yılı özellikle Patara kazılarında çıkan sonuç için Arkeologlarımız “mitolojik karakterlerin Anadolu topraklarına ait olduğunu esas kaynağın Anadolu olduğunu kanıtlayacak pek çok kanıtla karşılaştıklarını” söylediler. Patara kazılarına katılan ünlü tiyatro ustaları Erkân Can ile Güven Kıraç Karavanda programı aracılığı ile bir belgesel kanalında Patara kazılarını yürüten kazı başkanı, yönetici arkeologlarla yaptıkları konuşmalarına göre Zeus’un eşlerinden biri olan Letoon’un oğlu Apollon’u buradaki asırlık antik hurmalıkta dünyaya getirmişti. Bize ait değerler hakkında bilmemiz gereken öyle çok şey var ki. Ve bunlara sahip çıkmakta çok geç kalıyoruz.

Bu ve daha önce okuduğum değişik kaynak kitaplardaki bilgileri, ayrıca arkeologlardan aldığım derslerde anlatılardan edindiğim bilgileri sizlere aktaracağım. Tabii bu hafta sevgi ve mitoloji konuları algıda seçicilik gibi her yaptığım araştırmada karşıma çıktılar. Hatta karşıma çıkan iki kitaptan ilki Ahmet Ümit’e ait “Kayıp Tanrılar Ülkesi” 15 Haziran’da raflara çıkacak. Diğeri ise bir hafta önce çıktığını öğrendiğim Ali Murat İrat a ait “Aşkın Tarihi”. Kısaca her ikisi de mitoloji temelli.

   

Bu arada neden mitolojiye merak sarmıştım değinmeden geçemeyeceğim. Evrenin, dünyanın içinde bulunduğu güneş sisteminin işleyiş mekanizmasını anlamak için antik geçmişte yaşayan insanların gökyüzünü gözlemleyerek, hikâyeleştirerek nesilden nesle aktararak anlattıkları, mitoloji olarak bize gelmiş. Çocukluğumda Astronot olmak istiyordum. Çünkü bilim kurgu filmler izlediğimde uzayı merak etmeye başladım. Başka gezegenler ve oralarda yaşayanların hayatları ve masal gibi dinlediğim ilk hikaye “Kral Midas‘ın kulakları” sanki bizimle aynı anda ama başka paralel evrenlerde gibiydiler. İşte o yüzden uzay – bilim ve mitolojiye merakım başladı. Tabii izlediğim belgesellerin ve belgesel kanallarının da büyük payı var.

National Geographic, Discovery Channel, BBC Earth gibi belgesel kanallarını size de tavsiye ederim. Bu kanallarda yayınlanan Evrenin işleyişi, uzay ve astrofizik ile ilgili belgesellerden de edindiğim ve araştırdığım bilgiler Uzay, astronomi ve mitolojiyi birbiri ile birleştirmekte. Bu konuda uzmanlar ve programları sırası ile öncelikle Ünlü Astrobiyolog Carl Sagan’ın 1980’lerde sunduğu Cosmos, bugün ise bayrağı C.Sagan’dan devralan öğrencisi Astrofizikçi Neil deGrasse Tyson‘nın 2014 den beri sunduğu yeni versiyon Cosmos: A spacetime odysseys ve Startalk, Nasa bilim insanı Astronom Michelle Thaller’ın sunduğu How the Universe Works, Morgan Freeman’ın sunduğu Through the Wormhole. Bu belgesellerde Güneş sisteminin ilk oluşumu, teleskobun icadı ile astronomi ve astrofizik konularında keşifleri. Albert Einstein, Steven Hawking gibi ünlü Astrofizikçiler başta olmak üzere Carl Sagan, Neil deGrasse Tyson ve şu an yaşayan en yüksek IQ ile Steven Hawking’in selefi seçilen Teorik fizikçi Michio Kaku gibi pek çok bilim adamı gezegenlerin kütle çekim etkilerinin, yerçekim dalgalarının, elektromanyetik dalgalarının, gezegenlerin arasındaki etkileşimin dünya ve üstünde yaşayan insanları oluşturan atomları nasıl etkilediğini detaylı araştıran, açıklayan buluşları teknolojik gelişmeleri anlatıyorlardı. Bu belgeselleri çocukluğumdan itibaren izlemeye başladım.

[ Babalar gününe çok özel ve sıradışı bir süpriz olsun. Yalnız sınırlı bir süre için geçerli olacak bu hediye. Amerikan Doğa Tarihi Müzesi’nde Hayden Planetaryumu’nun yöneticisi Astrofizikçi Neil deGrasse Tyson “MasterClass” eğitimi astrofizik, gökyüzü ve bilim üstüne özel ders verecek. ( https://www.masterclass.com/classes/neil-degrasse-tyson-teaches-scientific-thinking-and-communication?utm_source=Paid&utm_medium=Youtube&utm_campaign=NDT&utm_content=Video&utm_term=Aq-Prospecting&gclid=CjwKCAjw2ZaGBhBoEiwA8pfP_m81NaE9QZehRKDGwLgMzkrEaQ3QKT7M119omOEHkFWjimSi9ynejxoCG_8QAvD_BwE )]

Göbeklitepe‘de 12 bin önceki insanlar henüz yerleşik düzene yeni geçtikleri andan ve tarıma başlamadan önce kısaca Antik çağlardan beri çeşitli şekillerde en basitçe gökyüzünü izleyerek gözlem yaparak gökyüzündeki değişikliklerin yeryüzündeki etkilerini gerek monolitlere tapınak duvarlarına işlemişler gerekse takvimi oluşturmuşlar. Göbeklitepe deki 12 monolit den ve devasa sütün gibi detaylardan da anlaşılacağı üzere mitolojiyi bilmek aslında gökyüzü yani astronomi ile çok ilgiliydi. Mitoloji ve Astronomi ilişkisini yüzyıllar önce başlamıştı. Tarih ilerledikçe Roma’lılar gezegenlere mitolojik isimler vermişler Tabii Roma’lıların neden gezegenlere bu isimleri verdiğini aslında klasik yunan mitolojisindeki karakterlere benzettikleri ve hayat hikâyelerinin daha önemli olduğunu öğrendiğim andan itibaren mitolojiye ilgim daha da arttı diyebilirim.

Tabii şimdi mitoloji ile gökyüzü gezegenlerin alakası ne diyenler olabilir. Anlatılan hikâye başkahramanları olan Eros ve Psyche (ruh-spirit) adları güneş sisteminde 2 asteroide verilmiştir. Yerlerini bulmak için hesaplamaları, hizalanan gezegen kerterizleri vardır. Klasik Yunan mitolojisindeki isimler Roma mitolojisinde bildiğimiz tanıdık gezegen isimlerine dönüşür. Zeus Jüpiter gezegeninin diğer adıdır aslında. Aphrodite karşılığı Venüs, Ares karşılığı Mars, Hades karşılığı Plüton, Hermes ise Merkür gezegenidir. Artık gökyüzüne başka gözle bakabilirsiniz. Teknolojinin nimetleri; artık uydulardan gelen görsel verileri ve uzay teleskoplarından gelen görselleri telefonunuzdaki aplikasyonlardan izleyebiliyorsunuz. Güneş sistemindeki gezegenler şu an güncel ve canlı olarak nerede bilmek isterseniz telefonunuza  “solar walk lite” indirebilirsiniz.( https://www.youtube.com/watch?v=FAVJig3fcQY ), https://www.youtube.com/watch?v=RC9ghdJK5wc

Bu arada mitolojiden referans alan ve beklenen Marvel Eternals filminin ilk fragmanı da yayınladı. https://www.imdb.com/title/tt9032400/?ref_=fn_al_tt_1

Eros hakkındaki aynı adlı 2 farklı kişi olduğu söylenmesine rağmen 2. Eros’un olası olan annesi Aphrodite’inde hikâyesi kıssadan hisse olarak sırası gelecek. Tam da bu konuda araştırmaya başlayınca tesadüfi olarak denk gelen yeni çıkan kitap kapağındaki Eros ile karşılaştım.

Size aktaracağım mitolojik öykü içeriğinde İyilik, güzellik, Aşk, sevgi, ruh en başta saydığım bütün detayları içeren Sevgi ve ruhun ayrılmaz bir bütün olduğu kanıtlamak için anlatılan bu hikâye ile Aşk ve Ruh un hikâyesinden başlamak geldi içimden.

Klasik Yunan mitolojisinin En Güzel Hikâyelerinden Eros ve Psyche Aşkı.

Heykel: 1787 İtalyan sanatçı Antonio Canova’nın bir heykelidir. Tablo: 1895 William Adolphe Bouguere “Psyche’nin kaçırılması”

Aşk Tanrısı Eros’tan başlayalım.

Eros aşk tanrısıdır. Sırtındaki bembeyaz kanatları ile dünyayı dolaşır, insanların gönlüne aşkı düşürür, birbirlerine o güçlü duyguyla bağlanıp mutlu olmasını sağlardı. Geçtiği yerlerde mis gibi çiçek kokuları bırakırdı. Savaş ve kibir tanrısı Ares ile Aşk ve Güzellik tanrıçası kendini beğenen Aphrodite’in oğlu olan Eros’un yakışıklılığını ise ne siz sorun ne ben söyleyeyim.

Eros‘un gücü öyle büyüktür ki onun oklarının verdiği hisse, başlattığı duygulara o dönemin en üstün yaratıklarından kabul edilen tanrılar bile karşı koyamazdı. Kaldı ki Tanrılar bir yana, insanların gönüllerini de aşk ateşi ile yakar, insanların mutluluklarını ya da sonlarını hazırlardı. Çünkü elindeki okların iki ayrı başlığı vardı. Altın ve kurşun başlıkların etkileri birbirinden tamamen zıttı. Altın başlı ok aşkı başlatan, Kurşun başlı ok ise nefreti başlatandı. Bu nedenle Eros tutarsız, umursamaz, yaramaz, bazen de acımasız ve güvenilmez kabul edildiğinden Olympos’a alınmıyordu.

Psyche ya da Psykhe’ye gelecek olursak: Diğer adı ise (Ruh – kelebek)

(Burada Psyche psikolojinin yani ruh biliminin isim annesidir. Diğer kullanımı da güzel ruh, özgür ruhtur.)

Psyche Miletos kralının üç kızının en güzeli idi. Psyche ise büyüdükçe güzelliğine güzellik katan bir kızdır. Ancak güzelliği lanet gibidir. Kimse onunla evlenmek istememektedir. Babası Apollon’a kehanet sorar. Gelen kehanet ise şudur: “Kocası acımasız bir canavar, kanatlı engerek benzeri. ”   İnsanlar onun güzelliğine o kadar hayrandır ki güzellik tanrıçası Aphrodite ile bir tutmaya hatta ondan bile daha güzel olduğunu söylemeye başlarlar ve Ölümlüler Aphrodite’nin bir sureti sanarak ona tapmaya başlamalarına neden olmuştur. Hatta Aphrodite gelen adaklar hediyeler artık azalmış Psyche’ye verilmeye başlanmıştır. Aphrodite hırsından deliye döner, Psyche’nin ailesine kızlarını tek başına bir dağa bırakmalarını buyurur.

Bir tanrıçanın güzelliği, basit bir insanın güzelliğiyle kıyaslanır mıydı hiç. Evet, belki Psyche güzel olabilirdi ama Aphrodite kadar güzel olamazdı. Güzelliğinin farkında olduğu için üstüne güzellik tanrıçası olan Aphrodite bu duruma fazlasıyla öfkelenir. Bir gün oğlunu yanına çağırır ve şöyle söyler:

Eros, oğlum, yapılacak bazı şeylerim var, bana yardımından kaçınmayacağına eminim, utanmak bilmeyen bazı insanlar benim ilahî güzelliğimle fâni bir kızın güzelliğini kıyaslıyor, hatta onu daha güzel bulduklarını söylüyor. Hadi oğlum git ve güzellikte üstün buldukları bu kızı dünyanın en çirkin erkeğine âşık ederek cezalandır, metres yap, acı çektir.

Eros annesinin isteğini yerine getirmek için hemen yola koyulur. Psyche’yi bulduğunda, çok gururlu olan ve kimseye âşık olmamakla övünen bu genç kızı, dünyanın en çirkin, en kötü erkeğine âşık etmeye niyetlidir. Ancak kalbini nişan alarak oku atmak üzereyken Psyche’nin güzelliği aklını başından alır. Onu başkasına âşık etmek isterken kendisi âşık olmuştur. Ve kendi yüzünü göstermeden Psyche’yi aldığı gibi sihirli bir saraya götürür. Sihirli sarayda bir insanın isteyebileceği her şey vardır. Issız bir ormanın kalbine kurulmuş bu saraya Eros sadece geceleri gelip sevgilisiyle birlikte olur. Fakat Psyche’nin tek istediği kendisini deliler gibi seven bu delikanlının yüzünü görmektir. Eros gece hep karanlıkta geliyor ve güneş doğmadan da gidiyordur. Akşamları sarayda ateş ya da mum yakılmasını yasaklamıştır. Psyche ne kadar yalvarsa da fayda etmemiştir. Psyche’de yüzünü görmediği, sadece duyarak, dokunarak hissettiği bu adama âşık olmuştur. Ama bir gün yüzünü görmek ister bunun üzerine Eros ona:

Psyche aşkımızın sırrını kalbinde sakladığın sürece mutlu olacaksın ve hatta doğacak çocuğumuz tanrı olacak. Beni görmeyi sakın düşünme. Kim olduğumu öğrenme, bilmeden tanımadan beni körü körüne sev. Senden gizlenen şeyleri öğrenmeye çalışarak mutlu olma fırsatını elinden kaçırma. ”Kim olduğumu öğrenmeye çalışarak mutluluğumuzu bozma. Bazı şeyleri bilmemek bilmekten daha iyidir.”

Psyche de bunu kabul etmiş, Eros’u görmeden kim olduğunu bilmeden körü körüne sevmiştir. Birlikte çok mutludurlar.

Bir gün Psyche’nin kız kardeşleri onu bulurlar ve durumu öğrenirler. Yaşadığı yeri ve mutluluğunu gören kardeşleri Psyche’yi ve mutluluğunu çok kıskanır ve onu oraya getiren, seven adamın dünyanın en çirkin adamı olduğunu, belki de kehanetteki canavar olduğu onu öldürmesi gerektiğini söylerler. Psyche ise her ne kadar inanmak istemese de şüphelenmeye başlamıştır.

Kardeşlerinden biri Psyche’ye şunu söyler:

Eğer dediklerimize inanmıyorsan bir mum sakla, uyuduğunda o mumu yak ve onu izle, o zaman haklı olduğumuzu göreceksin. Bu duyduklarından sonra artık sabredemeyen Psyche kardeşinin dediğini yapar. Eros her şeyden habersiz saraya dönmüş kendini sevdiği kadının kollarının arasına bırakmıştır. Kısa sürede uykuya dalar. Psyche Eros uyuyunca gürültü yapmadan yavaşça yataktan kalkar. Eros’u canavar sandığından dolayı bir eline kendini savunmak ve korumak için hançer alır ve mumu yakar. Yatağa yaklaştığında Eros’un nurlar içinde parıldayan güzeller güzeli suretini aydınlatır. Gördükleri karşısında hayrete düşer. Çirkin, iğrenç bir erkek göreceğini bekleyen Psyche, kokulu kumral saçları, nefes verdiğinde etrafa çiçek kokuları yayan, bembeyaz kanatları olan yanında oku ve yayı bulunan, yüzü tarif edilemeyecek kadar mükemmel olan dünyada ki başka hiçbir erkekle kıyaslanamaz bu delikanlıyı görünce, o an ona bir kez daha, daha fazla âşık olur. Kocasının sırf yakışıklı değil, aynı zamanda bir tanrı olduğunu anlayan Psyche’nin eller titrer Eros’u öpmek isterken mumun eriyik haldeki kızgın damlası Eros’un omzuna damlar ve yanığın can acısıyla sıçrayarak uyanır. Sevgilisinin elindeki hançeri görür. Sevgilisinin kendisini dinlemeyip yüzünü görmek için ona oyun oynadığını anlayınca hemen kanatlarını açıp, uçarak gider. Omzundaki yarasını iyileştirmek için annesi Aphrodite’nin sarayına gider. Eros’un gitmesiyle yaptığı büyülü sarayın büyüsü bozulur, yok olur gider. Zavallı kız sevgilisini kaybetmenin acısıyla gözyaşları dökmeye başlar. Acısı çok büyüktür. Psyche üzüntüden ne yapacağını bilmez olmuştur. Bir süre sonra dayanamayıp kendisi nehre atar fakat dalgalar güzelliğine kıyamaz onu kıyıya bırakır. Hatası yüzünden dünyada her şeyden çok sevdiği kişiyi kaybetmenin acısıyla Psyche, yani ruh, Eros’u, yani aşkı bulmak için, sevdiğini tekrar bulma ümidiyle yollara düşer, tüm dünyayı dolaşır, bütün tanrıçalara yalvarır,  sayısız yerler gezer ama bir türlü Eros’un izine rastlayamaz. Sonunda gururunu da çiğneyerek tanrıça Aphrodite’nin kapısını çalar, Onun kendisine acıyıp oğlunun yerini söyleyebileceğini düşünmüştür, ancak aşk tanrıçası Aphrodite sürekli başına bela olup duran bu kıza yardım etmek bir yana kızgın ve nefret dolu olduğu bu kızı süründürmek ister. Onun üstünü başını parçalar, saçını yolar ve bir köle olarak çalıştırmaya başlar. Ona “can sıkıntısı” ve “hüznü” arkadaş olarak verir. Zavallı Psyche sevdiğine ulaşabilmek için buna da razı olur ve tek kelime dahi etmeden kendisine emredilen her şeyi yapmaya başlar. Eros için her türlü acıya katlanmaya razı olur.

Eros bu süre zarfında yanlış anlaşma ile gurur yapar ve yarası iyileşene kadar Pyshe’nin yanına gelmez. Öfkesine yenik düştüğü için aşk acısı çekse de uzaktan Olympos’tan izler, Psyche’yi. Eros’ta Psyche’de bir süre korkunç bir aşk acısıyla kıvranırlar.

Aphrodite zor görevler verir. Psyche gık demeden hepsine katlanır.

Psyche’ye ilk görevinde bir ambar dolusu pirince karışmış buğdayları tek-tek ayıklamasını ister, karıncalar yardım eder. İkincisinde altın koyunların postlarını kırkmasını ister, fakat bu çılgın koyunlar ile baş etmek çok zordur. Çoban Pan flütü ile hepsini uyutarak ona yardım eder. Perilerin yardımıyla bu görevlerin üstesinden gelen Psyche Son görevde ise Aphrodite onu Ölüler diyarında Hades’in yanına gönderir. Fakat yeraltı dünyasının giriş kapısının bulunması imkânsızdır. Bulmasında Psyche’ye bir kartal yardım eder. Yeraltı dünyasının tanrısı güçlü Hades’in zorla kaçırıp, karısı yaptığı Persephone’den güzelliğinin bir kısmını istemektir. Ama görevi verdikten sonra Aphrodite “şayet Persephone bu isteği kabul eder ve güzelliğinin bir kısmını verirse, onu al ve bir kutuya koy ama asla kutuya bakma” der. Her şey yolunda gitmiş ve Persephone güzelliğinin bir kısmını pyxis adı verilen kutunun içinde Psyche’e vermiştir (İşte binlerce yıldır kadınların mücevherlerini koydukları kutuların ilki pyxis’tir. Şimdi bazı hastanelerde otomatik ilaç verme sistemlerinin adıdır. ) Ancak Psyche yine inanılmaz merakının kurbanı olmuştur. Gün ışığına kavuşan Psyche, açmaması gereken kutuyu açar, kutunun içi boş gibidir ancak içinde ölüm uykusu vardır ve bakar bakmaz da kendini kaybeder, yere düşer Psyche oracıkta en derin uykuya dalar. Sonunda Eros onun kendisine olan bağlılığını anlar ve sevgilisini arar. Onu yerde yatarken bulur kollarına alır ve öperek uyandırmak ister.

Bundan sonra hikâyenin iki farklı sonu vardır.

İlki bugün bile âşıkların yaşadığı şekilde en gerçekçi olanı:

Fakat uyku o kadar güçlüdür ki Eros’un Psyche’yi uyandırmaya gücü yetmez. Feryatları yeri göğü inletir. Zeus buna dayanamaz ve Eros’un acını ondan alır. Eros ise gurur ve öfkesi yüzünden bu acı kaybı yaşamıştır. Zeus bu acıyı Eros’un oklarına işler. Eros ise ruhundan yoksun bir aşk tanrısı sıfatı ile muzip, çılgın, alaycı bir şekilde sonsuza kadar ölümlüleri okları ile âşık etmeye devam eder. Ancak âşık olanlar, ızdırabı da, aşk acısını da yaşar. Aşk acı ile sınanmaya mahkûmdur.

İkinci ise mutlu son en çok kabul göreni:

Fakat uyku o kadar güçlüdür ki Eros’un Psyche’yi uyandırmaya gücü yetmez. Eros bunlara daha fazla dayanamaz. Bunun üzerine kendisine bu kadar yürekten bağlı olan sevgilisinin kaderini değiştirmek için Olympos’a gider. Aphrodite ve Zeus’tan yardım ister. Sonunda Aphrodite’nin ana yüreği baskın çıkar Eros ve Psyche’nin aşkını görünce yumuşar. Eros Zeus’un ayaklarına kapanarak sevgilisini kurtarıp ölümsüz yapması için kendisine eş olarak verilmesi için yalvarır. Zeus onun tüm isteklerini kabul ederek Hermes’e Psyche’nin Olympos’a getirilmesini emreder. Aphrodite Psyche’nin uyanmasını sağlar. Psyche’ye Zeus’un önünde Ambrosia, ölümsüzlük iksirini içirilir ölümsüzleştirilir ve Eros’un eşi olarak tanrılar sarayına kabul edilir. Bütün Olympos’un katıldığı, ilham perilerinin güzel kokular saçarak dans ettikleri bir düğünle ikisini evlendirir.

Bu güzel öykü, aynı zamanda pek çok simgesel anlamla yüklüdür, ama Azra Erhat‘ın belirttiği üzere, genel teması şudur: sevgi ile ruh birbirinden ayrılmaz, ama bu birliktelik birçok engeli korkusuzca aşmak ve düşmanlarla savaşarak alt etmekle gerçekleşir. Aşk için savaş vermek gerekir. Aşkta gurur, öfke, kin, nefret olmaz.

Kaldı ki küs kalmanın bile bir kadim kuralı vardır. O da şudur.: Bir mendili sırılsıklam ıslat ve as, kuruduğu an barışmak zorundasındır.

Ben kendi adıma size elimden geldiğince bilgi aktarımı ile yolunuza fener olmaya, yardım etmeye çalışıyorum ve bundan da çok mutlu oluyorum. Kimsenin kimse ile küslük dargınlık sürmediği, kin, nefret gütmediği yanlış anlaşmanın her zaman olabileceğini bilerek hoş görülü, öfkenin olgunluktan uzak olduğunu bilen ve gurur yapılmayan günler diliyorum. Mutlu olun, mutlu kalın.

YORUM YAP