upscalerolex.to watches is usually well-known .

DEVLETİN ÖZEL MÜLKÜ SAHİPLENMESİ - DieHaber.ComDieHaber.Com

1 Temmuz 2022 - 06:56

DEVLETİN ÖZEL MÜLKÜ SAHİPLENMESİ

Devletin özel mülki sahiplenmesi yurtdışında yaşayan birçok Türk vatandaşının merak ettiği ve mağdur olduğu bir konudur. Konuyla ilgili çok fazla sorun yaşanmasına ve talep gelmesine binaen bu yazımızda bu durumu masaya yatırdık.

DEVLETİN ÖZEL MÜLKÜ SAHİPLENMESİ
Son Güncelleme :

05 Aralık 2021 - 8:37

Devletin özel mülkü sahiplenmesi durumunda öncelikle “mülk nedir?” sorusunu cevaplamamız gerekir. Mülk, en genel ve ilk akla gelen haliyle ev, dükkan, arazi vb. gibi taşınmaz mal anlamına gelmektedir. Gerek hukukçuların gerek günlük hayatta kişilerin sıklıkla kullandığı “mülkiyet” kavramı işte buradan türetilmiştir. 

Mülkiyet ise “sahiplik” anlamındadır. Mülkiyet kavramı esasen yüzyıllardır tartışılan, üzerinde çeşitli teoriler öne sürülen bir haktır. Hukuken mülkiyet hakkı, taşınır ya da taşınmaz bir eşya üzerinde sahibine kullanma, yararlanma ve tasarruf yetkisi verir. Hakkın sınırları hukuk düzeni tarafından çizilmiştir ve hak sahibi bu hakkını herkese karşı ileri sürebilir. 

Mülkiyet hakkı, Anayasa ile tanınmış bir temel haktır; herkes mülkiyet hakkına sahiptir. Bu hak çeşitli uluslararası sözleşmelerle de koruma altına alınmıştır. Hak sahipleri mülkiyet hakkının kendilerine sağladıkları yetkileri, hukuk düzeninin öngördüğü sınırlar içerisinde özgürce kullanabileceklerdir. 

Peki bu kadar önemli bir hak, nasıl oluyor da devlet müdahalesine uğrayabiliyor? Bu sorunun en basit şekliyle cevabı yine Anayasa’da yer almaktadır: “Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.” Devletin mülkiyet hakkını sınırlamasını; kamulaştırmaya tabii tuttuğu taşınmazlarda görmek mümkündür. Devletin kamu yararını gerekçe göstererek bir kimsenin özel mülkiyetine hak sahibinin rızası dışında son vermesi kamulaştırma olarak adlandırılır. Ancak ne kamu yararı ne de işlemin idari niteliği, kamulaştırmanın keyfi olarak yapılabileceği yönünde yorumlanmamalıdır. Kamulaştırma işleminin de diğer idari işlemler gibi keyfiyetten uzak ve gerekli olması mutlak bir zorunluluktur.  Kaldı ki mülkiyet hakkının, Anayasada ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabileceği açıkça ifade edilmiştir. 

Bir işlemin kamulaştırma niteliğinde olabilmesi için söz konusu işlemin yetkili idare tarafından yapılması, işlemin nedeninin kamu yararı olması ve işlemin yasaya uygun şekilde yapılması gerekmektedir. Sayılan şartları taşımayan bir işlemin kamulaştırma niteliğinde olması mümkün değildir.

Devletin özel mülkü “sahiplenmesi”, bir başka deyişle kamulaştırma yapmadan fiili olarak kontrolü altına alması ne yazık ki sıklıkla görülen bir işlem halini almıştır. Bu durum literatürde kamulaştırmasız el atma olarak bilinmektedir. “Kamulaştırmasız” ibaresinden anlaşılması gereken idarenin usulüne uygun şekilde olmayan, yani kamulaştırmaksızın yaptığı işlem, “el atma” dan ise anlaşılması gereken devletin kişilerin özel mülkiyetinde olan taşınmazlara müdahale etmesidir. 

Devletin bu şekilde taşınmaz elde etmesi, senelerdir süregelen bir sorun haline gelmiştir. Aslında çözüm bir noktada basittir de: kanunda düzenlenen usul ve esaslara uygun olduğu ve kamu yararı taşıdığı müddetçe kamulaştırma yapılacak ve böylece hukuka aykırı bir işlemden de bahsedilmeyecektir, ancak uygulamada özellikle kamu yararının tespiti noktasında mülkiyet hakkı sahiplerinin mağduriyet yasadığı görülmektedir. Nitekim kamu yararı, bireysel ve özel çıkarlardan ayrı ve bunlara üstün olan toplumsal yarar olarak tanımlansa da kamu yararı kavramı idarenin keyfi esnetmelerine oldukça açık bir kavramdır.

Belki de bu sorunun en temel noktası, devletin kamulaştırma, hatta acele kamulaştırma ya da olağanüstü dönemlerde istimval gibi çeşitli yasal mülk edinme yöntemleri varken özellikle kamulaştırmasız el atmanın tercih edilmesidir. Bu kurumun mevzuatta net bir tanımının ortaya konmamış olması da sorunun bir başka yönüdür. Yargıtay, Anayasa ile garanti altına alınan mülkiyet hakkı karşısında kamu tüzel kişilerinin kamulaştırma yapmadan, bir taşınmaz üzerine kamu yararını gerekçe göstererek köprü, yol veya herhangi bir tesis yapması faaliyetlerini kamulaştırmasız el atma olarak tanımlamaktadır. 

Kamulaştırmasız el atmanın hukuka aykırılık teşkil eden bir işlem olduğu şüphesizdir. Yüksek Mahkeme, çeşitli kararlarında kamulaştırma yapılmaksızın mülkiyete el atılamayacağından hareketle bunun aksine yapılacak işlemlerin haksız fiil niteliğinde olduğu ve hak sahipleri lehine tazminata hükmedilmesi gerektiği kanaatindedir. 

Akıllarda kamulaştırmasız el atmaya maruz kalan bir hak sahibinin hangi hukuki çareyi arayacağı sorusu belirmektedir. Kamulaştırmasız el atma fiiline karşı müdahalenin men-i (el atmanın önlenmesi) davası, bedel tahsili davası, ecrimisil (haksız işgal tazminatı) davası ya da uğranılan zarar nedeniyle tazminat davası açılması mümkündür. Müdahalenin men-i davası ile bedel tahsili davasının birlikte açılamayacağını bilmekte yarar vardır. 

İdarenin mülkiyet hakkınız üzerindeki bir işleminin, kamulaştırmasız el atma mahiyetinde olduğunu düşünüyorsanız bu konuda uzman bir avukattan destek almanızda fayda vardır. Bazı unsurların bir arada bulunması, size bu yönde bir işlemin olup olmadığı yönünde yol gösterici olabilir. Söz konusu unsurlar şunlardır:

El atılan taşınmaz özel hukuk kişisinin mülkiyetinde midir? Öncelikle bu sorunun cevaplanması gerekir. Ardından taşınmaza, kamulaştırma yetkisine sahip idare tarafından ancak kamulaştırma yapılmaksızın fiilen el konulma durumu tespit edilmelidir. İdare, kamulaştırma yetkisine sahip olduğu halde kamulaştırma yapmadan taşınmaza fiilen el atmalı ve sahiplenme gayesi ile hareket etmelidir. 

Bir diğer şart, işlemde kamu yararının gözetilmesidir. Kamu yararı amacı olmadan idarenin yalnızca kendi özel menfaatleri ile özel mülke el atması, kamulaştırmasız el atma kapsamında değerlendirilemeyecektir. 

Ve nihayet el koyma hukuka aykırı ve kalıcı nitelikte olmalıdır. Burada dikkat edilmesi gereken, idarenin işleminin kanundan kaynaklanan bir yetkiye dayanıp dayanmadığıdır. Örneğin, 3194 sayılı İmar Kanunu madde 18 uygulaması bağlamında taşınmaza düzenleme ortaklık payı kapsamında el koyulması, el koymanın 221 sayılı Kanun kapsamına girmesi, taşınmazın bir bölümünün yapı izni karşılığında bedelsiz terk edilmesi, malikin el koymaya bizzat muvafakat etmesi ya da acele kamulaştırma gibi hallerde idarenin yetkisi doğrudan kanundan doğduğu için yapılan işlem, kamulaştırmasız el atma kabul edilmeyecektir. 

İdarenin taşınmaza geçici bir süreliğine el koymasına özellikle dikkat edilmelidir. Bir başka deyişle, mülkiyet hakkı kullanımının kısıtlanması süreklilik arz etmelidir. İdarenin geçici süreliğine el koyması durumunda da kira ödemek zorunda olduğu unutulmamalıdır. kara@oguzkara.av.tr

YORUM YAP